Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124

Aşık Veysel nasıl kör oldu sorusu, büyük halk ozanının hayatı hakkında en çok merak edilen konulardan biridir. Aşık Veysel Şatıroğlu doğuştan görme engelli değildi. Çocukluk yıllarında geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle önce sol gözünü kaybetti; ardından yaşanan talihsiz bir kaza sonucunda sağ gözündeki görme yetisini de yitirdi.
Ancak Aşık Veysel’in hikâyesi yalnızca büyük bir kaybın hikâyesi değildir. O, görme yetisini kaybettikten sonra sazı ve sözüyle Türk halk kültürünün en güçlü isimlerinden biri hâline geldi. “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Kara Toprak”, “Dostlar Beni Hatırlasın” ve “Güzelliğin On Par Etmez” gibi eserleriyle bugün hâlâ milyonlarca insanın kalbine ulaşmaya devam ediyor.
Hayır, Aşık Veysel doğuştan kör değildi. 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Çocukluk döneminde yörede etkili olan çiçek hastalığına yakalandı.
Çiçek hastalığı, o dönemde tedavisi ve korunma imkânları çok sınırlı olan ağır bir hastalıktı. Hastalık, Aşık Veysel’in ailesini de derinden etkiledi; iki kız kardeşinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği aktarılır. Veysel ise hastalığın gözlerinde bıraktığı hasar nedeniyle küçük yaşta sol gözünü kaybetti.
Bu nedenle “Aşık Veysel bir anda kör oldu” sözü tam olarak doğru değildir. Görme kaybı, çocukluğunda başlayan ve daha sonra yaşanan ikinci bir olayla tamamlanan zor bir süreçti.
Aşık Veysel, yaklaşık yedi yaşındayken çiçek hastalığı geçirdi. Hastalığın etkisiyle sol gözü ciddi biçimde zarar gördü ve bu gözündeki görme yetisini kaybetti.
Çiçek hastalığı, özellikle geçmiş yüzyıllarda birçok insanın hayatını etkileyen salgın hastalıklardan biriydi. Hastalıktan kurtulan kişilerde yüzde ve vücutta izler kalabildiği gibi, gözlerde kalıcı hasar oluşması da mümkündü. Aşık Veysel’in hayatında da bu hastalık derin bir iz bıraktı.
Resmî ve güvenilir biyografi kaynaklarında, onun yedi yaşında çiçek hastalığı sebebiyle sol gözünü kaybettiği belirtilir.
Aşık Veysel’in sağ gözündeki görme yetisini nasıl kaybettiğine ilişkin anlatımlarda küçük farklılıklar bulunur. Yaygın anlatıma göre, çocukluk yıllarında yaşanan talihsiz bir hayvan kazası sırasında sağ gözü de zarar gördü.
Bazı kaynaklarda, bir öküzün ani hareketiyle boynuzunun gözüne gelmesi sonucu sağ gözünü kaybettiği anlatılır. Böylece Aşık Veysel, çocuk yaşta tamamen görme engelli hâle geldi.
Burada önemli olan nokta şudur: Aşık Veysel’in görme kaybı tek bir sebepten değil, çiçek hastalığının ardından yaşanan ikinci talihsiz olayın etkisiyle gerçekleşti. Hayatının geri kalanında dünyayı gözleriyle göremedi; fakat insanı, tabiatı ve hayatın anlamını şiirlerinde son derece güçlü bir biçimde anlattı.
Küçük yaşta görme yetisini kaybetmek, Aşık Veysel için elbette çok ağır bir hayat deneyimiydi. Köy hayatının zorlu şartlarında büyüyen bir çocuk için bu durum, günlük yaşamda başkalarına ihtiyaç duymak anlamına geliyordu.
Fakat ailesi onun hayattan kopmasına izin vermedi. Babası Ahmet Şatıroğlu’nun, Veysel’e oyalanması ve vakit geçirmesi için saz aldığı anlatılır. Bu saz, zamanla onun hayatındaki en önemli dostlarından biri oldu.
Aşık Veysel, saz çalmayı öğrenirken yalnızca bir müzik aleti çalmayı öğrenmedi. Sazıyla düşüncelerini, acılarını, gözlemlerini ve hayat anlayışını dile getirecek güçlü bir ifade biçimi kazandı. Görmediği dünyayı dinleyerek, hissederek ve anlatarak kendi sanat evrenini oluşturdu.
Bu yüzden Aşık Veysel’in hayatı, yaşadığı zorluklara rağmen üretmenin ve insanın kendine yeni bir yol açmasının en güçlü örneklerinden biridir.
Aşık Veysel’in çocukluk döneminde sazla tanıştığı, ailesinin ve çevresinin desteğiyle halk ozanlığı geleneğine yöneldiği bilinir. İlk dönemlerinde Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu ve Yunus Emre gibi halk şairlerinin eserlerinden etkilendi.
Zamanla kendi şiirlerini yazmaya ve bestelemeye başladı. Onun şiirlerinde hayatın geçiciliği, toprak, ölüm, dostluk, sevgi, insanlık, birlik ve memleket sevgisi öne çıktı.
Aşık Veysel’in sözleri sade görünür; ancak derin bir hayat tecrübesi taşır. Bu yönüyle şiirleri yalnızca türkü dinleyicilerine değil, farklı kuşaklardan insanlara da ulaşmayı başarmıştır.
Aşık Veysel denildiğinde ilk akla gelen eserlerden biri “Kara Toprak”tır. Bu eser, toprağı sadece üzerinde yaşanan bir yer olarak değil; insanı besleyen, koruyan ve sonunda yeniden kendine alan hayatın temel unsuru olarak anlatır.
“Kara Toprak”, Aşık Veysel’in tabiatla kurduğu derin bağın en önemli örneklerinden biridir. Onun görme engelli olması, doğayı daha az hissettiği anlamına gelmez. Tam tersine, şiirlerinde toprağı, sesi, rüzgârı, emeği ve insan hayatını son derece canlı anlatır.
Aşık Veysel’in eserlerini özel kılan noktalardan biri de budur: Hayata yalnızca gözle bakmaz; hayatı duyar, düşünür ve hisleriyle anlatır.
Aşık Veysel’in geniş kitleler tarafından tanınmasında Ahmet Kutsi Tecer’in düzenlediği 1931 Sivas Halk Şairleri Bayramı önemli bir dönüm noktasıdır. Bu etkinlik, onun sanatının daha geniş çevrelerce fark edilmesine yardımcı oldu.
Sonraki yıllarda Anadolu’nun farklı yerlerini dolaşarak sazı ve şiirleriyle halkla buluştu. Köy enstitülerinde halk türküleri öğretmeni olarak görev yaptı. Radyo programları, plaklar ve sanat dünyasının ilgisi sayesinde adı Türkiye genelinde duyuldu.
Onu yalnızca güçlü sesi veya saz ustalığı tanınır kılmadı. Aşık Veysel, insanın ortak duygularını samimi bir dille anlatabildiği için kalıcı oldu. Bu yönüyle, biyografisiyle merak edilen başka isimlerden ayrılan çok özel bir halk ozanıdır.
Ünlü isimlerin hayatındaki dönüm noktalarını merak ediyorsanız, Serenay Sarıkaya Nasıl Ünlü Oldu? Kariyerindeki Dönüm Noktaları başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz.
Aşık Veysel’in çok sayıda şiiri ve türküsü bulunmaktadır. En çok bilinen eserlerinden bazıları şunlardır:
Bu eserlerde insan sevgisi, hoşgörü, hayatın geçiciliği, emek, doğa ve kardeşlik duygusu öne çıkar. Aşık Veysel’in dili yalın olduğu için şiirleri kolay anlaşılır; anlam derinliği sayesinde ise her okunduğunda yeni bir düşünce uyandırır.
Aşık Veysel, 21 Mart 1973’te doğduğu köy olan Sivrialan’da hayatını kaybetti. Ardında yalnızca türküler değil, Türkiye’nin kültürel hafızasında çok güçlü bir miras bıraktı.
Vefatından sonra eserleri farklı sanatçılar tarafından yorumlandı, şiirleri kitaplarda toplandı ve adı okullara, kültür merkezlerine, festivallere verildi. UNESCO da 2023 yılını Aşık Veysel’in vefatının 50. yılı dolayısıyla anma ve kutlama yılı kapsamına aldı.
Tarihî kişiliklerin hayatı ve ölüm nedenleriyle ilgili başka bir içeriği okumak isterseniz, Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldü? Ölüm Nedeni ve Zehirlenme İddiası yazımıza da geçebilirsiniz.
Aşık Veysel nasıl kör oldu sorusunun kısa cevabı şöyledir: Çocukken geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle önce sol gözünü kaybetti; ardından yaşanan talihsiz bir kaza sonucu sağ gözündeki görme yetisini de yitirdi.
Fakat onun hayatını yalnızca bu acı olayla tanımlamak eksik olur. Aşık Veysel, karşılaştığı büyük zorluğu sanatına dönüştürdü. Sazıyla ve şiirleriyle insan sevgisini, toprağı, yaşamı, emeği ve kardeşliği anlattı.
Bugün onun dizeleri hâlâ söyleniyorsa, bunun nedeni yalnızca büyük bir halk ozanı olması değil; insanın içindeki en temel duyguları samimiyetle anlatabilmesidir.
Hayır. Aşık Veysel doğuştan kör değildi. Çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığı sonucu sol gözünü kaybetti.
Çiçek hastalığı nedeniyle sol gözünü kaybetti. Daha sonra yaşanan talihsiz bir hayvan kazası sonucunda sağ gözündeki görme yetisini de yitirdi.
Kaynaklarda, yedi yaşında çiçek hastalığı nedeniyle ilk gözünü kaybettiği aktarılır. Tam görme kaybı ise sonraki dönemde yaşanan kaza ile gerçekleşti.
“Kara Toprak”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” ve “Dostlar Beni Hatırlasın”, en bilinen eserleri arasında yer alır.